BÎ-SER Ü PÂ: BAŞSIZ VE AYAKSIZ
MELÂMÎ MEZAR TAŞLARI
Geçmişle kurulan bağın en önemli
unsurlarından olan mezarlıklar ve buralarda bulunan mezar taşlarının üzerlerinde yer alan işaret, sembol ve yazılar; döneminin kültür, sanat, inanç
ve sosyolojik yapısı hakkında önemli bilgiler vermeleri yönüyle de kültür mirasının aktarımına önemli katkı sağlamaktadır.
“Bî-Ser ü Pâ: Başsız ve Ayaksız” diye de isimlendirilen Melâmî mezar taşları da gerek şekli gerekse üzerinde taşıdığı sembol ve yazılar ile diğer mezar taşlarından farklılıklar göstermektedir.
Bu derleme yazı ile farklı kaynaklardan yapılan alıntılarla Melâmî mezar taşlarının özellikleri ve neyi simgeledikleri hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır.
|
|
“Bî-Ser ü Pâ: Farsça, “Başsız ve ayaksız”
demektir. Melâmîyye-i Bayramiyye mensuplarının mezar taşlarına denir. Hacı
Bayram-ı Veli’den sonra tarikatı Şemsiye-i Bayramiyye (Akşemseddin Kolu), Melâmîyye-i Bayramiyye (Bıçakçı Ömer Dede Kolu) ve İnce Bedreddin’in kurduğu bir şube ile
üçe ayrılmıştır. Bunlardan Melâmîler, devlet tarafından sıkı takibe alınmış,
başta Oğlan Şeyh İsmail Maşuke ve Bosnalı Hamza Bali olmak üzere çeşitli
şeyhler idam olunmuştur.
Çok sayıda şehid verdikleri için Melâmîler, özellikle de Hamzavîler
mezar taşlarını, başları kesik, kolları ve ayakları kırık olarak yapmaya
başlamışlardı. İşte bu mezar taşlarına, “Melâmî Taşı” veya “Bî-Ser ü Pâ” (Başsız ve
Ayaksız) denir. Bu mezar taşları, Melâmîlerin başsız, elsiz, ayaksız
olduklarını, yani canlarından geçtiklerini,
kendilerini tamamen Allah’a teslim ettiklerini simgeler[1].”
“…Göktürklere
kadar uzanan mezar taşı geleneğini Osmanlı’nın sanat ve din anlayışı ile
harmanlayarak ‘Ölülerine
ve ulularına saygı göstermeyen, hürmet beklememelidir.’ düşüncesiyle yaşatmışlar. Hem de onu
bir sanat abidesine dönüştürerek.[2]”
|
Bozkurt Yılmaz Dalay Efendi |
“Mezar taşları dinî değil, kültürel açıdan bakıldığında, ölümün
kıyısına atılmış itilmiş, donmuş, basit yapılar değildir.
Her şeyiyle dönemlerini, üretim tüketim kalıplarını, hayata
bakışlarını, dinî, meslekî, sosyal aidiyetlerini, meşreplerini,
mensubiyetlerini yansıtan belgelerdir[3].”
“Melâmîlik, özel derviş
kıyafetlerini reddettiği ve gizlilik esasına dayandığı için mezar taşlarında
başlık olmaz. Bu
taşlar, ‘başsız
ayaksız’ anlamına
gelen ve ‘bî ser
ü pâ’ denen
başlıksız formlarıyla ayırt edilebilir[4].”
“ … Mezar
taşlarındaki başlıkların kişilerin meslekleri yanında meşrepleri hakkında da
bilgi vermesi, cemiyetteki hoşgörü ve inanca saygının bir ifadesiydi.
…. Bazı
meşrepler de vardı ki kendilerini belli etmezdi. Bunların en meşhurları
Melâmîlerdir. Bir Melâmî, kendisine “başsız ayaksız” diyerek, mezar taşında
kesinlikle başlık bulundurmazdı.[5]”
|
|
|
Kabir-i
|
“… Melâmiliğe dair en uzun ömürlü eseri Abdulbaki Gölpınarlı
yazmıştır. ‘Melâmilik ve Melâmiler’ adlı eserin yayınlanmasının
üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ konusundaki temel
referans kitap olmaya devam etmektedir. Mevlevî seması nasıl ki bir gösteri
değil, ritüel ise Gölpınarlı için de Melâmilik, araştırma konusu değil; bizzat
inandığı, takipçisi olduğu ekolü ifade etmektedir. Yani onun yaşam felsefesi ve
hayat tarzını. Gölpınarlı, daha önceden Mevlâna’nın bütün eserlerini Türkçeye
çevirmişti.
Rumi’ye de her şeyiyle bağlıydı. “Hilafet” ve “Destar”
sahibi bir Mevlevî idi. Ancak Melâmîlik onun için bambaşka bir değerdi,
hücrelerinde hissettiği bir hayat imlâsı. Nitekim o Melâmiliğin bir tarikat
değil, bir yaşam biçimi olduğunu söylerdi hep. İşte bu nedenledir ki Gölpınarlı, mezar taşının
“bî ser-u pâ: başsız ayaksız” bir Melâmi taşı olmasını istemiş, inancını hayatının sonrasına da
aktarmak istemiştir[6].”
Davud Yılmaz (k.s.) Hazretleri’nin
Kabir-i Şerifleri,
Çınardibi Köyü, Kemalpaşa, İzmir
“… Bu arada Lâlizade Abdülbaki Efendi’nin kabrine uğradık. Melâmî olduğu için kabrinin
mezar taşında herhangi bir serpuş bulunmayan bu mezartaşlarına ‘bî-serû pâ’ yani
başsız ayaksız mezar taşı derler. (Ser: baş. Pâ: ayak. Bî-ser û pâ: başsız ve ayaksız).
Melâmî şeyhlerinin başında
gelenlerinden biri, zamanında başı kesilerek idam
edildiği için onun yolundan giden ahsaf da şeyhlerine hürmeten mezar taşlarını başsız ve ayaksız olarak yaptırmışlar.
Kimilerinin mezar taşlarında serpuş olmadığı gibi
herhangi bir şey de yazmazmış. Hatta
mezar taşı diktirmeyen Melâmîler bile varmış. Yani tanıyan gelip okur, tanımayan için denilecek herhangi
bir şey yoktur.
(Eyüp
Nişanca’daki Abdülkadir el Belhi’nin mezarında herhangi bir mezar taşının olmadığını
da buraya kaydedelim).
Hamzavî Melâmîlerin dergâhı imiş burası. Abdülbaki
Gölpınarlı’nın da mezar taşı bî-serûpâ imiş. Öyle anlaşılıyor ki mezarlıklar, hazireler, türbeler, sebiller,
çeşmeler, dergâhlar velhasıl bütün tarihi eserlerin kendilerine özgü lisanları var.
Anlayabilene ne çok şey anlatıyorlar.
….Abdülkadir Belhi, Melâmî kolunun en önemlilerindedir ve
kutup olarak kabul edilir. Onun bu neş’esi Âmâ Osman Kemali Efendi’ye geçmiş
ondan da Eşref Ede’ye… Abdülkadir Belhi ve onunla birlikte defnedilen
yakınlarının kabrinin etrafı dergahın bahçesinde ve etrafı yeşil şebeke ile
çevrili. Sadece kabir olduğuna işaret eden toprak tümsek var. Mezar taşı vb. yok. Tam bir
melamet neş’esi.
Bilen
bilir ve gelip ziyaret eder, bilmeyenlere
denilecek şey zaten yoktur edası.[7]”
|
Hacı Hulûsî İstanbul
|
“… Abdülbaki Gölpınarlı şarkiyatın, yani
doğu bilimlerinin son büyük âlimiydi. İstanbul’da 1900 yılında doğdu. İsmail
Saib Efendi, Tikveşli Yusuf Efendi ve Ferid Kam gibi devrinin en büyük
üstadlarına devam etti. Muallim Mektebi’nden sonra İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyet tezi olan Melâmîlik ve Melâmîler
isimli eseriyle Yunus Emre’yi konu alan doktora tezi, yayınlanmalarının üzerinden
geçen 70 küsur yıldan buyana, kendi alanlarında hala tek kaynak.
… 25 Ağustos 1982’de vefat eden ve Üsküdar’daki Seyyid Ahmed
Deresi Kabristanı’na defnedilen Abdülbaki Gölpınarlı, mezar taşının ‘Kınananlar’
anlamına gelen ve geçmişte tasavvufun yanı sıra
kültür hayatımızda da büyük etkileri olan ‘Melâmî’ taşı şeklinde olmasını vasiyet etmiş, hatta kendi mezar taşının
metnini de yazmış ve sadece vefat tarihini boş
bırakmıştı. Abdülbaki
Hoca’nın vasiyeti, vefatından bir yıl sonra yerine getirildi ve kitabeyi aynı
zamanda Gölpınarlı’nın talebelerinden olan Prof. Ali Alparslan yazdı. Kağıt
kalıptaki yazı son derece maharetli bir şekilde mermere nakledildi ve son
rötuşları da bizzat Ali Bey yaptı. Türk ‘talik’ yazısının ve geleneksel mezar taşı
sanatının son örneği olan bu taş, Abdülbaki Gölpınarlı’nın Üsküdar’daki Seyyid
Ahmed Deresi Mezarlığı’ndaki kabrinin başında bulunuyor ve üzerinde ‘Bütün
mü’minlere rahmet olsun! Ahmed Ágáh’ın oğlu elhác Abdülbaki Gölpınarlı, Zilkade
ayının altıncı günü Allah’ın rahmetine kavuştu. 10 Ramazan 1317-6 Zilkade 1402‘
ifadelerinin Farsçası yer alıyor.[8]”
“… Dini Semboller:
Tarikat taşları arasında en
ilginç mezar taşları Melâmî Hamzavîlere ait olanlardır. Bu tarikat, özel derviş
kıyafet ve taçlarını reddettiği için mezar taşlarında başlık bulunmaz. Melâmîler
bütünüyle gizlilik esasına uydukları için ancak ölümlerinden sonra
başsız-ayaksız anlamına gelen “bi ser ü pa” denilen değişik taş
formuyla rahatlıkla ayırt edilebilirler. Taşların üzerinde kişinin tarikatla
ilişkisine ait bir bilgi yoktur. Yalnız isim ve mesleğinden bahsedilir.[9]”
,
[1] Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
[2]
Elif Nesibe
Özbudak, “Dua Abideleri”, Aksiyon
Dergisi, Şubat 2010, sayı:794
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-26165-186-dua-abideleri.html: erişim tarihi: 24.10.2011
[3]
Prof. Dr. Şeref
Boyraz, Cumhuriyet
Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü
[4]
Burhan Eren, “Sessiz Ülkenin Konuşkan Taşları”, Turkuaz Dergisi, Ağustos 2007, sayı:202
http://kocaelikitabeleri.wordpress.com/category/makaleler-23/page/2/ erişim tarihi: 24.10.2011
[5] Talha Uğurluel, “Osmanlı Mezar
Taşlarının Dili”, Sızıntı Dergisi, Ağustos 2006, www.sizinti.com.tr, erişim tarihi:
24.10.2011
[6] Metin Boşnak, “Melâmîlik ve ‘Kime
Ne?’ Manifestesu”, http://www.ufukturu.net/haberler/5024/melamilik erişim tarihi:
24.10.2011
[7] Ahmet Çapku, “Eyüp Sultan Ziyareti
Notları”, http://www.sufiforum.com/viewtopic.php?f=43&t=5036, erişim tarihi: 19.06.2005
[8] Murat Bardakçı, “Son Alimin Mezar
Taşı Kitabesini Hattın Son Büyük Üstadı Yazdı”, Hürriyet
Gazetesi, 24.11.2003
[9] Yard. Doç. Dr. Ali Rıza Özcan, Kaybolan
Medeniyetimiz, “Mezar Taşları Üzerindeki Sembolik İfadeler”, Damla Yayınları,
İstanbul, 2005
Melâmî Düşüncesi Araştırma Derneği’nin(MEDAD) kurucusu Pîr Ümit Bulut Efendi Hazretleri, hüccetli Melâmî insan-ı kâmili olarak, talep edenlere hakikat-i Muhammediye’yi ve sırr-ı Melâmeti talim ettirmekte ve 21. yüzyıl Melâmîliğini yaşamlarına geçirme konusunda rehberlik yapmaktadır.